radyasyon

• 3/10/2006 - SULTANAHMET'TE RAMAZAN


              Sultanahmet bütün ihtişamıyla duruyor,iftar vakti sofranın başında ezanı beklerken izlediğimiz eğlenceli televizyon kanallarında.İnsanlar var mutlu, huzurlu ve ihtişamın getirdiği manevi hazla hazlanmış, ve müslümanların şehadetlerinden bihaber.Ve insanlar var bir yerde barut kokusuyla oruçlarını açan. Senelik kirlerden arınma ayı olduğunu vaazediyor birileri. Ve bazıları da senelik kanlarını yıkıyorlar kirli ellerinden, bu ihtişamlı mabette abdest alırkan. Kirlenmek serbest, nasıl olsa Ramazan var. Sultanahmet köftecisinin önündeki uzun kuyrukta fakir davetliler de varmı bilinmez, ama eğlence bu ya insanlar kuraklıktan ya da savaştan bitkin düşmüş çocukların, üzerinde UN yazan yeşil kamyonların dağıttığı erzak kuyruklarına özenip, o hazzı da yaşıyorlar galiba ihtişamın gölgesinde. Hoparlör söylemeye devam ediyor: bu ayda indi mübarek KUR'AN ve çokça okuyun ve meşhur şarkıcılara ezan okutun ki onlar da  'tanrı' nın verdiği seslerinin onbir aylık tiksindirici avazlarını da arındırsınlar. Ezan mübarektir onlara göre, insanları namaza çağırmasa da sabah, kurdilihicazkar, hicaz veya rast okunmasını tartışırlar musiki açısınndan bu ihtişamlı mabetlerin minarelerinden. Tank, uçak, füze selerinin ezan sesini bastırmasının  yada vurulan bebeklerin ezanı saygıyla dinlemeyişlerinin sebebi de musiki makamının yanlış icra edilmesinden ötürüdür zaten. Kanlı markalar boy boy reklam verirken duvarlarda, aydınlanmak için ihtişamlı minarelerde asılı mahya ışıklarıyla aydınlanıyorlar. Ve sabırla dayanılan açlığın sonunda oruçlar açılıyor kanla. Ve hazzın ve hayatın tadını çıkarıyorlar, soğuk içerek. Ne de olsa soğuk ve şehid bedenlerin soğuk içmeye ihtiyacı yoktur artık...
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

• 29/3/2006 - HADİS - 1

                          Taberani Ebu Ümame' den rivayet etmiştir:

                  

 

                  Sizde sonra öyle insanlar gelecek ki, türlü ve zevkli yemekler yiyecek, renkli ve rahat bineklere binecek, rengarenk ve güzel kadınlarla evlenecek, kat kat ve nefis kumaşlar giyecektir. Onların bir mideleri var ki  çoğa da kanaat etmez. Dünyaya bağlanmışlardır. Akşam sabah düşündükleri dünyalıktır ve taptıkları dünyalıktır. Onu, Allahu Teala' nın dışında ilah ve Rablerinden başka rab kabul ederler. Bütün çabaları dünya içindir. Yalnız heva ve heveslerinin peşinde koşarlar. Abdullah' ın oğlu Muhammed' in kat'i sözü şudur ki, sizin veya onların peşinden, sizden sonra veya onlardan da sonra gelenlerden o güne yetişenler, bunlara selam vermesin, hastalarını ziyaret etmesin, cenazelerine gitmesin ve büyüklerine hürmet göstermesinler. Zira bunları yapanlar, İslamiyetin yıkılmasına yardımcı olurlar. 

Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

• 6/3/2006 - GARİP

                 Bundan bir ay kadar önceydi.Kalabalığın uğultusuna inat, sessizce sıralanmış büyük çınarların altından, hızlı adımlarla ve insanlara çarpmamak için de bir o kadar hızlı manevralarla, caddenin meyiliyle aynı doğrultuda yürüyordum. Etraftaki esnafın pazarlama çabaları, boyacıların ısrarlı davetleri, güvercinleri kovalayan çocukların çığlıkları, cep telefonu melodileri, gençlerden utanmaz sövgüler, ilahi sesleri, müzik sesleri, araba sesleri, çığırtkan tezgahtarlar, bankalar, döviz büroları...

                 Kimilerine göre tatlı bir telaştı yaşananlar, kimilerine göre keşmekeşti sanırsam. Nasıl da hırs yaptığımızı düşünüyordum. Bir gaye için çabalıyorduk, yürüyorduk, çalışıyorduk. Uzun vadeli alışverişler, aidatlar, birikimlerin mutluluğu, konfor, kolaylık...bir yanlış var ama nedense anlamıyoruz, anlamamazlıktan geliyoruz.

                 Yürürken, karşımdaki silüetlerden kaçmaya çalışırken, silüetlerin birinden kurtulamadığımı ve çarpacağımı anladım ve yavaşlayıp başımı kaldırdım. O da kolumu tuttu ve Allah'ın selamını verdi. Çok sevdiğim bir abiydi. Ben O' na Mezarcı dayı diye hitap ederdim. Gönlü zengin zikir ehli bir garip. Birbirimize hatrımızı sorarken üstündeki pahalı olduğu her halinden belli şık görünümlü, gri, kaşmir paltoyu gördüm. Hayırdır Dayı dedim; kendine palto yapmışsın, hem de çok güzele benziyor.Cevaben şöyle dedi:

                   Bir arkadışımın abisinindi, kendisi paltodan önce öldü, bakalım ben mi önce öleceğim, palto mu? Bana verdiler şimdilik ben taşıyorum...

Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

• 4/3/2006 - BAHŞEDİLMİŞ MEVSİM

BAHŞEDİLMİŞ MEVSİM

 

Yaşmaklı bir kadının uzuyor gölgesi kaldırımda

Güneşi arkasında bırakarak yürüyen

Defne yapraklarını yırtarak

Mevsimlerin bahşettiği bu dirim

Göçebelere karşı yürekli kılmaz beni

Ey suskun vadilerden geçen yılkılar

Ey omuzlarımı öperek kanatan çocuklar

Ey tırnaklarını yiyerek ağlayan kızlar

 

Bakın bu ince uzun bakışlı adama

Bütün buradayım

Ömrümce başıboş dolandığım bu kentte

Gidilmemiş bütün sulara indim

Yoruldukça koşan atların yelelerinden

Sızıntısını gördüm denizaşırı ülkelerin

İçimde bembeyaz bir şaşkınlık büyüyor

Doğuran kadınları hatırlatan taşlıklar arasından

Günler çok uzuyor acılarıma eğilerek

 Bu vakit

Kabaran, çarpan., tekrar kabaran

Denizlerin uğultulu öfkesidir darmadağınık saçların Besbelli geçmiş buralarda beklenen yolcu

Çünkü

Otel odasına bağlı karyolanın gevşek sıkıntısından

Pay düştü adıma

Asfalt kokusunun sindiği şehirlerden geçerken

Neden her şey bir şeyleri hatırlatır

Neden en belirgin kimliğidir caddeler surlu kentlerin

Ey bir çağıltı olan sesim bunu da anlat

Ey rahmini esmerlere sunan çöl

Ey kum

Ey kum

Ey kum

Neden anlaşılmıyor bu yüzyıl bilmiyorum

Hiçbir şey anlamış değilim

Bütün kahinlerin, büyücülerin, şairlerin üstünde

Artık komam elimi ırmaktan öte

Çünkü bütün güzel ırmaklar

Bana bakaraktan akarlar

Ne dağlarda sızlayan serin sulara varabilirim

Ne dostları bağıracak günlere erebilirim

Bütün buradayım

Linç edilmiş bir avuç buğday başakları arasında

Müheyya

 

1 nisan 2001

serdivan adapazarı

 

 

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

• 3/3/2006 - YOLCULARDAN-2

            Müslümanlar!

            Evinize dönün; o en salim yörenize, yurdunuza dönün. Kültürel alanın yabancılığında seyriniz nihayete ersin, terkedin pazaryerini. Yolculuğunuz başlasın kendi evinize doğru; en asli seslenişle söyleyelim: dilinize doğru. 'Zamanınıza hicret' vakti geldi ve geçmekte.

             Fitne zamanlarında eve dönmeyi dillendiren Peygamber öğüdünü unutmayın;terkedin pazaryerini. Size söz emanet edildi, emanete sadık kalın. Bu emanette muhafaza edilen 'düşünmenize' açılın ki o da size açılsın, dua edin ki o da size gelsin, zamanı size söylesin .

              Tehlikeyi işitin, zamanın bize hep söylediği tehlikeyi. Düşman tepenin ardında değil şimdi, aksine sizler onu misafir etmektesiniz dikkat edin. Aptalca özentiler, kurumsal takıntılar, geleneksel katılıklar, akademik uzmanlıklar, hoşgörüler, ideolojik isyanlar, politik rantlar, keyifli muhalefetler; saymakla bitmez pazaryeri sineklerinin çeşitliliği. Emanetinizi pazaryerinde satanlardan davacı olun, onlarla selamı kesin.

              Evinize dönün! zamanınıza hicretten sözediyoruz; yurda dönmekten. Orası gariplerin yurdudur:'varlıklarında bilinmeyen, yokluklarında aranmayanlardır' onlar. Etkili olmak, ses getirmek gibi çağcıl özelliklerden hiç mi hiç nasiplenmemişlerdir. Ama emanet ehli tanır onları, çünkü emanet ehli birbirini tanır, dilinde emanetleri ışıldayı birbirlerini buluveririler, bulduranı bilirler:Allah' tır. Onların yolculuğu bu emanetin yolculuğudur, emanet onları götürür, onlar emaneti değil. Öyleyse kardeşler, terkedin pazaryerini, emanetinize sımsıkı sarılın. Bu yolunuzu açacak, sizi yola koyacaktır:Özyurda yolculuğun yoluna.

              Dua edin, şükredin, zikredin!

              Düşünün, dilinizin dillendirdiğini. Duanıza, şükrünüze, zikrinize kulak kesilin, işittiğiniz sizin düşünmeniz olacak, işittiğiniz sizin zamanınız olacak. Ne hayıflanmalar, sızlanmalar, karamsarlıklar uğrasın semtinize ne de zafer çığlıkları, kof radikallikler, yumuşak kültürellikler. Hayır! Müslümanlar, müslüman olun. Kendi nasıllığınızda sadakatiniz, kendi dilinizde ısrarınız, sizin hicret cehdinizi gösterecektir. Sistemin dışında olmak, içinde olmak gibi bir kof ikilemin bereketsizliğinden uzak durun. Emanet sizi götürecektir, sözünüze sadık olun.

              Müslümanlar pazaryerini terkedin; sinekleri pek çoktur oranın, orayı onlara bırakın. Emanette gevşeklik gösterenlere karşı sert olun ki kulaklar işitmeye ehilse bu sertlikteki munisliği işitecektir, bu sertlikteki öğüdü işitecektirve mukabele edecektir.

 

             Müslümanlar öğütleşin! Öğüdünüz şu olsun: ALLAH.

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

Hakkımda

ne

Bağlantılar

Ana Sayfa
Profilim
Arşiv
Arkadaşlarım
e-posta
Blog RSS

Arkadaşlar

hamitakcay
sezaikarakoc
karalamadefteri
Sayfa Güncel Sayfa:1 Toplam:3
| Sonraki Sayfa